Tejaca.darkbb.com

İnternet Dünyasının En Seviyeli En Kaliteli Forum Sayfası
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Dünyanın en büyük aşkları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TEJA
Yönetim
Yönetim


Kadın
Mesaj Sayısı : 927
Nerden : Gökkuşağının bittiği yerden :)
Lakap : TEJA
Tecrübe :
100 / 100100 / 100

Madalyalar :
Rep :
24 / 10024 / 100


MesajKonu: Dünyanın en büyük aşkları   Paz Eyl. 07, 2008 10:02 pm

Dünyanın En Büyük Aşkları

BEETHOVEN VE ÖLÜMSÜZ SEVGİLİSİ




Ludwig van Beethoven hiç evlenmedi. Ama çevresinde, kendisine yakınlık gösteren epeyce kadın vardı. Öldükten sonra çekmecesinde " Ölümsüz Sevgiliye" ait bir mektup bulundu. Kimdi bu ölümsüz Sevgili?

Ünlü bestecinin1816'da yayımladığı "Uzaktaki Sevdiğime" adlı yapıtından ve müzik öğretmenine umutsuz bir aşktan sözedişinden yola çıkan uzmanlar üç işim üstünde durdular. Antonie Brentano, Josephine Deum ve Dorothea Ertmann.

Fakat bunlar arasında en güçlü aday ilkiydi. Ve Beethoven 1823 yılında Diabelli Çeşitlemeleri'ni ona adadı. 57 yaşında gözlerini hayata kapadığı zaman hala Ölümsüz Sevgilisi'ne duyduğu sonsuz aşkı hasta yüreğinde en değerli sır olarak taşıyordu.

ÖLÜMSÜZ SEVGİLİYE MEKTUP

Ezeli yarim,

Yataktayken bile düşüncelerim üzerinize üşüşüyor. Kimileyin sevinçle, kimileyin hüzünle. Yazgı'nın dualarımızı işitmesini bekliyorum. Bu hayata göğüs gerebilmem için ya tümüyle sizinle birlikte olmalıyım ya da sizi hiç görmemeliyim. Evet, kollarınıza uçup göğsünüzde gerçek barınağımı bulduğumu söyleyene ve kollarınız arasında ruhumu kutsal ruhlar aleminde savrulmaya bırakana dek yaban ellerde bir avare olma azmindeyim.

Heyhat, ne yazık ki bu böyle olmak zorunda. Dinginliğe ereceksiniz, size olan sadakatimden emin olduğunuzda bu dinginliğiniz daha da büyüyecek.

Şunu iyice bilmelisiniz ki sizden gayri hiçbir kadın bu yüreğin sahibi olamaz.Asla asla!
Ah Tanrım, insan böylesine değerli bir kadınla neden hicranı yaşamak zorunda! Şu anda Viyanal'daki yaşamım sefilce. Aşkınız beni fanilerin hem en mutlusu hem de en mutsuzu kıldı.

Bu yaşta, artık hayatımda bir düzene ve dengeye gereksinim duyuyorum.Yaşamakta olduğumuz ilişkide bu iki duygu bir arada olabilir mi?

Meleğim, az önce postanın gideceğini duydum. Dolayısıyla bu mektubun eline hemen ulaşabilmesi için burada kesmem gerekiyor.

Sakin olun. Beni sein. Bugün.. dün..ne gözyaşartıcı bir özlem size duyduğum.. size.. siz..hayatımherşeyim.. size en içten dileklerimi sunuyorum.

Ah n'olur beni sevmeye devam edin, bu aşığınızın sadık yüreğini kesinlikle yanlış değerlendirmeyin.
Hep sizin
Hep benim
Hep ikimizin


Ludvig van Beethoven

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://tejaca.darkbb.com
TEJA
Yönetim
Yönetim


Kadın
Mesaj Sayısı : 927
Nerden : Gökkuşağının bittiği yerden :)
Lakap : TEJA
Tecrübe :
100 / 100100 / 100

Madalyalar :
Rep :
24 / 10024 / 100


MesajKonu: Geri: Dünyanın en büyük aşkları   Paz Eyl. 07, 2008 10:05 pm

ABİDİN DİNO İLE GÜZİN DİNO




İstanbul'da 1913'te doğan ve çağdaş Türk resim sanatının öncülerinden olan Abidin Dino'nun yaşamı çoğunlukla yurt dışında geçmiştir. Daha doğduğu yıl ailesi İstanbul'dan ayrılarak İsviçre'nin Cenevre kentine yerleşmiştir. Sanatsever bir ailenin ve çevrenin içinde büyüyen Abidin Dino'nun resme olan ilgisi erken yaşlarda başlamıştı. Bir süre de Fransa'da kaldıktan sonra, 1925'te ailesiyle birlikte İstanbul'a dönen Dino, Robert Kolejine girdi Dino'nun edebiyata olan ilgisi, ressamlığın yanı sıra daha sonra da sürdü. 1931'de artist adlı dergide ilk çizgileri ve yazıları yayımlanmaya başladığında 18 yaşındaydı. Bu arada Nazım Hikmet'in şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri çizdi. Çizgileri gelirli bir olgunluğa ulaşmış, ressam olarak kendini kabul ettirmişti. Ama henüz hiçbir resim akımına bağlı değildi. Ağabeyi şair Arif, Dino'nun yenilikçi düşüncelerinden etkileniyor, resim çalışmalarını yenilik arayışları içinde sürdürüyordu. 1933'te ressam arkadaşları Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Elif Naci ve heykeltraş Zühtü Müritoğlu ile birlikte "D grubu" adıyla anılacak olan topluluğun kurucuları arasında yer aldı 1933'te SSCB'li yönetmen Sergay Yutkeviç Türkiye'nin kalbi Ankara adlı filmi çekmek için Türkiye'ye geldiğinde, Abidin Dino'nun resimlerini görerek ilgilendi. Dino'nun SSCB'de dekoratör ve ressam olarak kendi çalışmalarına akıtılmasını istedi. Dino bu çağrıya uyarak, SSCB'ye gitti ve 3 yıl orada kaldı. 1937'de Paris'e yerleşen Dino, Bir süre burada da resim çalışmaları yaptıktan sonra 1939'da yurda döndü. O yıllarda ressamlar arasında, İstanbul'da yaşamını güç koşullar içinde kazanan yoksul insanlara, özellikle de ekmeğini denizden çıkaran balıkçılara karşı büyük bir ilgi başlamıştı. Abidin Dino'nun da içinde bulunduğu "Liman Grubu" diye de anılan "Yeniler" adında bir topluluk 1941'de Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ve yankı uyandıran bir sergi açtı. Abidin Dino aynı yıl siyasal nedenlerle önce Mecitözü'ne sonra da Adana'ya sürgüne gönderildi. Sürgündeyken Adana'da Türk Sözü gazetesini yönetti. "Kel" adlı bir oyun yazdı. Bu dönem resimlerinde Çukurova'nın pamuk işçilerini konu aldı. Daha sonra İstanbul'a dönen ve 1951'den sonra Paris'te yaşamını sürdüren Dino zaman zaman Türkiye'ye gelerek sergiler açtı. Sanatçı ayrıca "Çingeneler" (1950) adlı bir filmin senaryosunu yazmış, ve yönettiği "Göl" adlı belgesel bir filmle yurt dışında Flaherty Ödülü'nü almıştır. (1966) Tabloları bugün pek çok müzede ve koleksiyonda bulunan ünlü ressamımız Abidin Dino, yaşamının önemli bir bölümünü karısıyla birlikte sürgünde geçirdi. 1950'li yılların başında güçlükle Paris 'e giderek orada yeni bir yaşam düzeni kurdu. Eşi Güzin Dino ile birlikte başlayan mutluluklarla, acılarla, hüzünlerle dolu yeni döneminde, gerek Türkiye'de gerekse sürgünde Fransa'da, güç koşullar altında geçen yıllarda pek çok dünyaca ünlü resimlerini hazırladı. Nâzım Hikmet, Aragon, Picasso, Avni Arbaş, Çetin Altan, Yaşar Kemal, Orhan Veli ve daha niceleri A. Dino'nun her zaman yanıbaşında en yakın dostlarıydı. "Abidin bu hafta Paris'te Villejuif Hastanesi'nde öldü. Sesini yitirdikten, konuşamayacak hale geldikten üç gün sonra... Ona ait aklıma gelen imgelerin hepsi ister istemez yollar, kervansaraylar, yolculuklarla ilgili. Gezginlerin tetikte olma hali vardı onda... Stüdyosundaki küçük kitaplığının ya da geceleri kaldırdığı portatif şövalesinin önünde Abidin durmadan yolculuklara çıkardı. Gezegenlere dönüşen kadın resimleri yapardı... Sonra çiçek resimleri yapardı, onların boyunlarını, aşka giden Boğaziçi geçitlerini... Şimdi acaba Abidin gene yolculuğa mı çıktı..." John Berger Abidin Dino`ya Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin işin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil ne de ak örtüde elmaların ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin 1961 yazı ortalarında Küba'nın resmini yapabilir misin...

Nazım Hikmet



Ve işte MUTLULUĞUN RESMİ: Eşi Güzin Dino (Dikel) dilci, öğretim üyesi, çevirmen, yazardır. 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Roman Filolojisi Profesörü Eric Auerbach'ın asistanlığını yapmıştır. 1943 yılında, Adana'da ikamete memur edilmiş olan Abidin Dino ile evlenmiştir. 1946 yılında D.T.C. Fakültesi'nde doçent olarak görev yapmış, 1954 yılında Paris'e yerleşen eşinin yanına gitmiştir. Paris'te Ulusal Bilim Merkezi'nde çalışmış, Doğu Dilleri Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yapmıştır. Türkiye'de çeşitli Türk romanları üzerine incelemeler, Fransa'da roman ve şiir çevirileri yapmıştır. Çevirileri, ünlü yayınevlerinde, denemeleri, Fransız ve Amerikan dergilerinde yayımlanmıştır.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://tejaca.darkbb.com
TEJA
Yönetim
Yönetim


Kadın
Mesaj Sayısı : 927
Nerden : Gökkuşağının bittiği yerden :)
Lakap : TEJA
Tecrübe :
100 / 100100 / 100

Madalyalar :
Rep :
24 / 10024 / 100


MesajKonu: Geri: Dünyanın en büyük aşkları   Paz Eyl. 07, 2008 10:07 pm

NAZIM İLE PİRAYE



Kaynak resim bak:http://www.sodev.org.tr

Nazım Hikmet yaşamı boyunca bir çok kez aşık oldu.Nazım' ın en güzel aşk şiirlerinin yazdığı, en uzun süre evli kaldığı kadın ise Piraye'ydi. Nazım Hikmet ile Piraye'nin aşkı dillere destan oldu. Nazım hapse girince bu aşk daha da güçlendi. Büyük şair, 13 yıl süren mahpusluğun son demlerine yaklaştığı zaman bu kez Münevver Andaç'a aşık oldu. Piraye ise Nazım'a duyduğu büyük aşka rağmen aradan çekilmek zorunda kaldı. Nazım ile Piraye genç kadın eşinden henüz boşandığı sırada tanıştılar.Sanat eleştirmeni ile 16 yaşında evlenen Piraye nin 2 çoçuğu vardı.Bunlardan biri eleştirmen Mehmet Fuat Bengü' ydü. Nazım Piraye' yi çok sevdi ,evlilik yaşamlarının 13. yılında büyük şair ceza evindeydi. Nazım 1933 den 1950 ye kadar 17 yıl boyunca kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir tahta bavulda sakladı.

MEKTUP

Sevgili! Bütün bir uykusuz geçen geceden sonra sana bu mektubu sabah sabah yazıyorum.Oğlumla beraber çıkarıp gönderdiğiniz resim uyutmadı beni.Niçin uyutmadı?Neden uyutmadı? Bu niçine nedene cevap vermek için baştanbaşa bir şiir kitabı yazmak lazım. O kitap günün birinde yazılacaktır.Şimdi muhakkak olan bir şey varsa bütün bir gece uyumadığımdır. Bana aşk mektubu gönder diyorsun şimdiye kadar gönderdiklerimin çoğu neydi zaten.Sen benim gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni seviyorum dememişsindir. Ben her yerde her zaman yıldızlı bir denizin üstünde çam agaçlı bir balkonda olsun, karanlık yalnız senin gözlerinin ışıltısını gördüğüm ılık bir odada , bir hapishanenin görüşme yerinde olsun ,mektupla olsun, mektupsuz olsun , nesirle olsun şiirle olsun ,içimden her gelişte sana seni seviyorum demişimdir. Ben aşk mektubu yazmasını beceremedim sen yazda bana model olsun diyorsun.Buranın ölçüsüyle böyle bir mektup için üç sene yatılır billahi

�Zati sen benden daha iyi şairsin ,sen benden çok daha derinsin yavrum.Ben belki daha sanatkarım. Benden emin olmam beni öyle bahtiyar öyle mağrur kıldı ki�Bir binbir gece şehrinin altın kakmalı kapılarından muzaffer girmiş bir eski kahramanı gibi hissediyorum kendimi�
Nazım


KARIMA MEKTUP
11/kasım/1933 Bursa Hapishanesi

Bir tanem! Son mektubunda: Başım sızlıyor yüreğim sersem! diyorsun."seni asarlarsa seni kaybedersem";diyorsun;"yaşayamam!"Yaşarsın karıcığım,kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;yaşarsın,kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü.Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.Fakat emin ol ki sevgili;Zavallı bir çingenenin kıllı ,siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma,mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazım a! Ben alacakaranlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim. Karım benim!iyi yürekli altın renkli gözleri baldan tatlı arım benim: ne diye yazdım sana idamımın istendiğini daha dava ilk adımda ve şalgam gibi koparamıyorlar kellesini adamın. Haydi bunları boş ver bunlar uzak bir ihtimal!Paran varsa bana fanila bir don al,tuttu bacağımın siyatik ağrısı,ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli mahpusun karısı
Nazım

PİRAYE İÇİN

Ne güzel şey hatırlamak seni; ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken... Ne güzel şey hatırlamak seni: bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti: kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık... Ne güzel şey hatırlamak seni, yazmak sana dair hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek: filanca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya... Ne güzel şey hatırlamak seni. Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine: bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım... Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...

NAZIM HİKMET PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ
21-22 ŞİİRLERİ 22 Eylül 1945

Kitap okurum: içinde sen varsın, şarkı dinlerim: içinde sen. Oturdum ekmeğimi yerim: karşımda sen oturursun, çalışırım: karşımda sen. Sen ki, her yerde "hâzırı nâzır"ımsın, konuşamayız seninle, duyamayız sesini birbirimizin: sen benim sekiz yıldır dul karımsın... 23 Eylül 1945 O şimdi ne yapıyor şu anda, şimdi, şimdi? Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? Kolunu kaldırmış olabilir, - hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi... O şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi, şimdi? Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor. Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, - her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!.. Ve ne düşünüyor beni mi? Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu? O şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi?.. 24 Eylül 1945 En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır. En güzel çocuk: henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür... 30 Eylül 1945 Seni düşünmek güzel şey ümitli şey dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey. Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum... 1 Ekim 1945 Dağın üstünde: akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde. Bugün de: sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. Birazdan açar kırmızı kırmızı: gecesefeları birazdan açar kırmızı kırmızı. Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı... 6 Ekim 1945 Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır. Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda. Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır. Benim bağırasım gelir: -"Pîrâye, Pîrâye!.." diye

NAZIM HİKMET PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT ŞİİRLERİ MEKTUP

01 Saat dört yoksun Saat beş yok Altı, yedi, ertesi gün, daha ertesi ve belki kim bilir... Hapisane avlusunda bir bahçemiz vardı. Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı. Gelirdin, yan yana otururduk, kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde... Kelleci Memedi hatırlıyor musun? Sübyan koğuşundan. Başı dört köşe, bacakları kısa ve kalın ve elleri ayaklarından büyük. kovanından bal çaldığı adamın taşla ezmiş kafasını. 'hanım abla' derdi sana. Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı, tepemizde, yukarda, güneşe yakın, bir konserve kutusunun içinde... Bir cumartesi gününü, hapisane çeşmesiyle ıslanan bir ikindi vaktini hatırlıyor musun? Bir türkü söylediydi kalaycı Şaban Usta, aklında mı: 'Beypazarı meskenimiz, ilimiz, kim bilir nerede kalır ölümüz....? ' O kadar resmini yaptım senin bana birini bırakmadın. Bende yalnız bir fotoğrafın var: bir başka bahçede çok rahat çok bahtiyar yem verip tavuklara gülüyorsun. Hapisane bahçesinde tavuklar yoktu, fakat pek ala gülebildik ve bahtiyar olmadık değil. Nasıl haber aldık en güzel hürriyete dair, nasıl dinledik ayak seslerini yaklaşan müjdelerin, ne güzel şeyler konuştuk hapisane bahçesinde...

NAZIM HİKMET MEKTUP 02

Bir akşamüstü oturup hapisane kapısında rubailer okuduk Gazalî'den: 'Gece: büyük lâciverdî bahçe. Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin. Ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler. Bir gün eğer, benden uzak, karanlık bir yağmur gibi, canını sıkarsa yaşamak tekrar Gazalî'yi oku. Ve Pîrâyende'm benim, ben eminim sen sadece merhamet duyacaksın ölümün karşısında onun ümitsiz yalnızlığı ve muhteşem korkusuna. Bir akar su getirsin Gazalî'yi sana: '- Toprak bir kâsedir çömlekçinin rafında tâcidar, ve zafer yazıları yıkılmış duvarlarında Keyhüsrevin...' Birikip sıçramalar. Soğuk sıcak serin. Ve büyük lâciverdi bahçede başsız ve sonsuz ve durup dinlenmeden devranı rakkaselerin... Bilmiyorum, neden aklımda hep ilkönce senden duyduğum Çankırılı bir cümle var: 'Pamukladı mıydı kavaklar kiraz gelir ardından.' Kavaklar pamukluyor Gazalî'de, fakat görmüyor, üstat, kirazın geldiğini. Ölüme ibadeti bundandır. Şeker Ali yukarda, koğuşta bağlama çalıyor. Akşam. Dışarda çocuklar bağrışıyorlar. Çeşmeden akıyor su. Ve jandarma karakolunun ışığında akasyalara bağlı üç kurt yavrusu. Açıldı demirlerin dışında büyük, lâciverdî bahçem. A s l o l a n h a y a t t ı r... Beni unutma Hatçem...

NAZIM HİKMET MEKTUP 03

Bugün çarşamba: - biliyorsun - Çankırı'nın pazarı. Demir kapımızdan geçip kamış sepetimizde bize kadar gelecek yumurtası, bulguru, yaldızlı, mor patlıcanları... Dün köylerden inenleri seyrettim: yorgundular, kurnaz ve şüpheli, ve kaşlarının altında keder. Erkekler eşeklerde, kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler. Herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır. Herhalde iki çarşambadır pazarda: kırmızı başörtülü 'kibirsiz' İstanbulluyu aramışlardır...

NAZIM HİKMET MEKTUP 04

Sıcaklar bildiğin gibi değil ve ben ki yalı uşağıyım, deniz ne kadar uzak... İkiyle beş arası cibinliğin altına uzanarak ter içinde kımıldanmadan gözlerim açık dinliyorum sineklerin uğultusunu. Biliyorum: şimdi avluda duvarlara çarpıyorlardır suyu, kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur. Ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde bir kezzap aydınlığı içindedir simsiyah kiremitleriyle şehir... Geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor. sonra kayboluyor birdenbire. Ve karanlıkta canlı bir mahluk gibi soluyup, yumuşak, tüylü ayaklarıyla dolaşarak bizi bir şeylerle tehdit ediyor sıcak. Ve zaman zaman ürpermelerle duyuyoruz derimizin üstünde bir korku halinde tabiatı... Bir zelzele olabilir. Zaten üç günlük yere geldi, salladı çapanoğlu Yozgad'ı. Ve yerlilerin kavlince: altı tekmil tuz madeni olduğundan yıkılacak Çankırı şehri kıyametten kırk gün önce. Yatıp bir gece başın bir kalasla ezilmiş, çıkmamak sabaha... Ölümün bu kadar körü ve mendeburu... Ben yaşamak istiyorum biraz daha, daha bir hayli yaşamak. Bunu birçok şey için istiyorum, birçok çok mühim şeyler.

NAZIM HİKMET MEKTUP 05

Saat beşte akşam oluyor: insanın üstüne doğru yürüyen bulutlarla. Yağmur taşıdıkları belli. Birçoğu elle tutulacak kadar alçaktan geçiyorlar... Bizim odanın yüz mumluğu, terzilerin gaz lambası yandı. Terziler ıhlamur içiyorlar... Kış geldi demektir... Üşüyorum. Fakat kederli değilim. Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır: kış günleri hapisanede, sade hapisanede değil, bu kocaman bu ısınası bu ısınacak dünyada üşüyüp kederli olmamak...

NAZIM HİKMET MEKTUP 06

Bu geç vakit bu sonbahar gecesinde kelimelerinle doluyum; zaman gibi, madde gibi ebedî, göz gibi çıplak, el gibi ağır ve yıldızlar gibi pırıl pırıl kelimeler. Kelimelerin geldiler bana, yüreğinden, kafandan, etindendiler. Kelimelerin getirdiler seni, onlar : ana, onlar : kadın ve yoldaş olan... Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar, kelimelerin insandılar...

NAZIM HİKMET







Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://tejaca.darkbb.com
TEJA
Yönetim
Yönetim


Kadın
Mesaj Sayısı : 927
Nerden : Gökkuşağının bittiği yerden :)
Lakap : TEJA
Tecrübe :
100 / 100100 / 100

Madalyalar :
Rep :
24 / 10024 / 100


MesajKonu: Geri: Dünyanın en büyük aşkları   Paz Eyl. 07, 2008 10:08 pm

ABELARD İLE HELOISE



12. yy.da gerçekten yaşamış biri filozof diğeri öğrencisi iki aşığın kavuşamayan, acıtan bir aşkın kahramanlarıdır
"Abelard ve Heloise" Abelard döneminin 'radikal' filozofu, Heloise de onun güzeller güzeli öğrencisi. Birbirlerini gördükleri anda aşık olmuşlardır. Heloise soylu bir ailenin kızıdır ve vasisi olar güçlü yönetici dayısı bu aşka asla onay vermeyecektir. Gizlice evlenirler. Bir çocukları olur.
Fakat Heloise'in dayısı bunu duyduğu an Abelard'ı hadım ettirir ve ikisi de ayrı ayrı birer küçük manastıra sığınırlar. Fakat bu korkunç engeller bile onları ayıramaz. Ve bir gün Heloise'in eline nerden geldiği bilinmeyen Abelard mektubu geçer. İşte o günden sonra birbirlerini hiç görmeden, ölünceye dek mektuplarla sevdalarını sürdürürler. Heloise 12. yy. da bir kadın olarak içinde bulunduğu manastırın ağır din baskısına ve cinsiyetsiz aşkına sahip çıkarak aşkın ne denli yüce olduğunu kanıtlamıştır. Ve Abelard da devletin erkine ve yaşadığı tüm acılara rağmen Heloise olan aşkından vazgeçmemiştir.
Fransa tarihinin bu en yürek burkan aşkı 12.yy. dan bu yana pek çok sanatçıya esin kaynağı olmuştur. Ben böyle seviyorum işte Zerafetini, gaddarlığını... Olduğun şairi, Olmadığın erkeği seviyorum Bir zamanlar çocuk olduğun Ve bir gün ceset olacağın için seviyorum Heloise ...
Tanrı beni bir şair, bir filozof olarak değil, bir sevgili, senin sevgilin olarak hatırlayacak.

Abelard


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://tejaca.darkbb.com
zibanak_84
Sen Yenisin Galiba
Sen Yenisin Galiba


Mesaj Sayısı : 20
Tecrübe :
0 / 1000 / 100

Rep :
0 / 1000 / 100


MesajKonu: Geri: Dünyanın en büyük aşkları   Paz Mart 07, 2010 12:28 am

vaaavvvv insan okurken bile tüyleri ürperiyo sanırım duygularımızda köreliyor zamanla böyle aşkların yaşandığını sanmıyorum şimdi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
TEJA
Yönetim
Yönetim


Kadın
Mesaj Sayısı : 927
Nerden : Gökkuşağının bittiği yerden :)
Lakap : TEJA
Tecrübe :
100 / 100100 / 100

Madalyalar :
Rep :
24 / 10024 / 100


MesajKonu: Geri: Dünyanın en büyük aşkları   Cuma Mart 12, 2010 4:26 am

bencede,sevgisiz bi toplum haline geldik,bu sevgisizlik bu acımasızlık niye?
sevgi sadece birine duyulan aşk deil bence,çocuk bile sevgisiz büyürse,kişiliği gelişemiyor,saldırganlaşıyor sevginin anlamını dahi öğrenemiyor,bunlar yitirildiğinde eskiden olduğu gibi büyük aşklarda yaşanamıyor,zamanla bunuda tamamen yitirecez.

_________________



Yazacağın varsa yarın olsun,yarın varsa yazacağın olsun
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://tejaca.darkbb.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Dünyanın en büyük aşkları   Bugün 10:34 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Dünyanın en büyük aşkları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Dünyanın en büyük hayvanı solucan
» Dünyanın En Kötü Kokan Çiçeği - Leş Çiçeği (Amorphophallus titanum)
» Dünyanın En Romantik Şehirleri
» sakinn ha sakinn 359 ile baslayan numarayi aramayinnnnn
» Delta-kapisi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Tejaca.darkbb.com :: Sevgi Damlacıkları :: Sevgi Hikayeleri-
Buraya geçin:  
Tüm Hakları Saklıdır. © 2008 Tejaca.darkbb.com - Designer TEJA
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Yetkinblog